ÜYE GİRİŞİ ÜYE OLMAK İÇİN ALTTAKİ LİNK İ TIKLA

NİKSAR

TOKAT İLİ NİKSAR İLÇESİ
NİKSAR İLÇE TANITIM
{{{harita2 açıklama}}}
Niksar, 2010 sonu itibariyle 33.490 merkez nufusa sahip Orta Karadeniz Bölümünün iç kesiminde yer alan Tokat ilinin bir ilçesidir. Niksar 1891 yılında belediyelik olmuştur.
genelgrnm.jpg
NİKSAR RESİMLER
NİKSAR FOTOĞRAFLAR
NİKSAR MANZARALAR
NİKSAR GÖRÜNTÜLER
NİKSAR COĞRAFYA
NİKSAR KÜLTÜR
NİKSAR
TOKAT NİKSAR
NİKSAR İLÇE TARİH
Doğal ve tarihi zenginliğin kaynaştığı, antik "Pontika Kapadokyası"nın, Danişmend ve Selçuklu dönemindeki "Danişmend İli"nin önemli merkezlerinden olan Niksar, Kelkit vadisinin genişlediği Niksar ovasının kuzeybatısındaki yamaçlara kurulmuştur.
Pontus, Roma, Bizans, Danişmendli, Anadolu Selçuklu, İlhanlı, Beylikler, Osmanlı ve T.C. dönemlerini yaşayan Niksar tarihle iç içe olan bir merkez olmuştur.
niksardantarihigrnm.jpg
NİKSAR ADININ MENŞEİ
1-Bugünkü Niksar adının kaynağı ile ilgili değişik görüşler bulunmaktadır. İlk görüşe göre bu ad Türklerden önce Bizanslıların elinde olduğu zamana ait olan Neo-Kaisaria'dan gelmektedir. Türklerin fethinden sonra halkın bu kelimeyi Niksar şeklinde söylemeleri ile bugüne ulaştığını Niksar'ı gezen İngiliz ve Fransız seyyahlarının eserlerinden anlaşılmaktadır.
2-Xlll yüzyıla ait bazı kaynaklarda ise şehrin adı "Nekisar" şeklinde yer almakta, okunuşta da "Nekyasar" veya "Nekiyasar" şeklinde telaffuz edilmektedir.
kaledenniksar.jpg
3-Yine Xlll yüzyıldaki latin kaynaklarda şehrin adı "Niyaria" Niksaria olarak kaydedilmektedir. Bu telaffuz Bizans kaynaklarında doğrular niteliktedir.
4-Danışmentname'de ise şehrin eski adının "Harsonisiya" olduğu zikredilmekte ancak bu adın şehrin eski adları ile olan bağlantısını zayıflatmaktadır. Bu adın yörede geçen "Harşene"nin etkisi ile kullanıldığı fikri kuvvetli ihtimal olarak görülmektedir (Har'şene:Bizans çağının ünlü şehirlerinden biridir)
5-Niksar Türkiye Selçukluları devrinde "Dar'ül ikbal" diye de anılmıştır. Bir rivayete göre Danişment gazi şehri kuşattığında "Nik bir hisar, inşallah fethe müyesser oluruz"der. Şehir alındıktan sonra adı Nikhisar'a dönüşür.
genelgrnm2.jpg
6-Amasyalı coğrafyacı Strabon, şehrin Pontus kralı Mıthridates'ın başkentlerinden Kaberia(Caberia) olduğundan bahseder. Roma hakimiyetinin olduğu dönemde şehrin adını Generel Pompeis tarafından Diospolis olarak değiştirildiğini ileri sürer. Yine Roma devrinde M.Ö 8.yüzyılda imparator Augustos şerefine Sebaste şeklinde yeniden değiştirilir. M.S 14 -37 tarihlerinde imparator Tiberius zamanında şehre yeni Kayseriye anlamına gelen Neokâ-seria (Neocaeserea) adı verilmiştir.
7-Ünlü Türk seyyahı Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesinde ve bazı kaynaklarda da Niksar adının iyihisar anlamına gelen Nik-hisar dan geldiği ileri sürülmektedir.
8-Türk tarihcisi İsmail Hakkı Uzunçarşılı şehrin eski adının Neosezore olduğunu ileri sürmektedir.
genelgrnm3.jpg
PONTUS DÖNEMİ
Pers İmparatorluğu'nun çökmesiyle beraber M.Ö. 301'de Pers asıllı 1.Mithridat Amesia (Amasya)'da Pontus krallığını kurmuştur. Pontuslar Iris (Yeşilırmak)ve Likus (Kelkit) vadilerinin strajetik mevkilerinde kent ve kaleler kurmuşlardı. Kaberia (Niksar)Kelkit vadisine kuzeyden girişi denetleyen yüksek bir tepe üzerine kurulmuş, üç sıra duvarla korunan Hellenistik bir akropol durumundaydı. Çanakçı ve Maduru dereleri kaleyi iki yandan doğal bir koruma altına almıştır. Pontus kralları çok önem verdikleri Kaberia (Niksar) yöresindeki avlanma ve sayfiye alanlarında saraylar, tapınaklar ve küçük yerleşme alanları kurmuşlardı. Strabon (M.Ö 63-M.S 19) yaşayıp gördüğü bu yapılardan söz etmektedir.
genelgrnm4.jpg
M.Ö.150 yıllarından sonraki dönemlerde Pontus kralları zaman zaman Kaberia(Niksar)'a gelerek ikamet etmekteydiler. Niksar'ın Ameria mevkinde kurulu ve kral 1. Pharnaku adına yaptırılmış ünlü "Men Pharnako "tapınağı Hellenistik çağın en güzel eserlerinden birisi olarak tanınmaktaydı. Çevresindeki sarayların bulunduğu binlerce köle ve hizmetkarın çalıştığı bu tapınakta Pontus kralları tahta çıktıkları zaman tanrıları adına yemin ederlerdi.
Niksar'da Pontuslara ait eser ve yapılar özellikle 344 ve 449 yıllarındaki depremlerde tamamen yıkılmış, ayakta kalabilenler de savaş, istila ve yeni iskanlarla yok olmuştur.
konaklar.jpg
ROMA-BİZANS DÖNEMİ
Roma 'nın küçük Asya 'yı fethindeki en büyük engel Pontus devleti olmuş ve Pontus kralları Roma istilasına karşı Anadolu'yu inatla savunmuşlardır. M.Ö.88 ve 63 yılları arasında süren Mithridat savaşlarının üçüncüsü M.Ö. 72 yılında Niksar yakınlarında yapılmıştır. Burada Roma komutanı Lucullus'u önce yenen, daha sonrada yenilen Mithradet, Lucullus'un Roma 'ya geri çağırılmasıyla ülkesine tekrar sahip olmuştur. Bu defa Roma'lıPompeus Anadolu'ya gönderilmiş ve Mithridat 'ı yenerek bütün Pontus ülkesini istila etmiştir. M.Ö. 64'de Pompeus, Kaberia'nın(Niksar) ismini "Diaspolis" olarak değiştirmiş ve Roma'nın Asya eyaletine bağlamıştır. İmparator Nero Galatia ile Palemoniacos bölgelerini birleştirince Niksar, bu yeni büyük eyaletin onbir kentinden biri olmuştur.
ulucami.jpg
Niksar, İmparator Hadrianus zamanında (M.S 117-138) tam bir Roma kenti, olmuş imar ve bayındırlık işlerine önem verilmiştir.Bu dönemde Büyük Pontus eyaletinin Metropolis'i ilan edilen Niksar Anadolu'nun siyasi başkenti haline gelmiş "Koinon" (eyalet meclisi) burada toplanmaya başlamıştır.
Roma imparotorluğunu çökerten en önemli olayladan biri Hrisdiyanlığın hızla yayılmasıdır. M.S 3.yy ortalarında Niksarlı Hıristiyan liderlerden Gregorius Thaumaturgos bu yörede Hıristiyanlığı örgütlemiş piskoposluk merkezini Niksar'da kurmuştur. İmparator Decius (249-251)ve Galerius(305-311) zamanlarında Hıristiyanlar şiddetle takip edilmişler, buna rağmen G.Thaumaturgos müritleri ve Hıristiyanlar yeraltı tünel ve 
genelgrnm5.jpg
katakomblarında gizli ayinler düzenlemeyi sürdürmüşlerdir. Niksar'ın Karşıbağ mahallesinde bulunan bir çok tünel ve tonoz kalıntılarının bu dönemden kaldığı anlaşılmaktadır. Hıristiyanlığın serbest bırakılıp resmi din olmasından sonra da Hıristiyanlığın önemli bir merkezi olacak. MS 314'de Niksar'da bir konsil toplanacaktır.
melikgazimezarl.jpg
395 yılında Roma imparatorluğunun 2 ye ayrılması ile Anadolu Bizans egemenliğe girmiştir. Niksar 6 yüzyıl gibi uzun bir süre Bizans'ın önemli kentlerinden biri olacak. Bizans döneminde de Niksar ticari ve askeri önemini koruyacaktır. Arapların ve Türklerin akınlarına karşı şehrin surları güçlendirilip, kale içine sarnıç ve depolar yapılacaktır. Anadolu'ya, 9.yy.'da Abbasiler zamanında başlayan Türk akınları 11.yy.'da Selçuklularla beraber yoğunlaşacak ve Bizans bu Türk akınları karşısında iyice bunalacaktır.
genelgrnm6.jpg
NİKSAR'A TÜRKLERİN GELİŞİ
Niksar'ın Türklerle karşılaşması, Selçuklu akınlarından çok daha öncelere Abbasiler dönemine dayanır. Özellikle Halife Mütevekkil(847-861) zamanında Bizans sınırındaki askeri mücadele bölgelerinin yönetimi Türk kumandanların elindeydi. Busr Afşini, Kayıoğlu Ahmet, Vasıf et-Türki Bilgeçur v.s gibi Türk kumandanlar Sivas, Amasya, Niksar, Kayseri, Konya, Ankara, Eskişehir gibi Bizans'ın birçok şehrini geçici de olsa işgal ettiler, hatta pek çok ganimet ve tutsak aldılar.
Fakat bu durum uzun sürmedi X. yüzyılda Bizanslılar karşı taarruza geçerek bölgede üstünlüğü ele aldılar.
ceviz.jpg
İslam dünyasının iç ve dış tehlikelerle karşı karşıya kaldığı bu dönemde İslamiyet'i kabul eden Türkler XI. asırda Selçuklu devletini kurarak hem sınırlarını genişletmek hem de dinlerini yaymak düşüncesiyle Bizans'a karşı, özellikle Anadolu'ya arka arkaya akınlar düzenlemişlerdir. Bu akınlar Tuğrul Bey zamanında sistemli bir hale gelecek, Malazgirt savaşından sonra Anadolu'yu vatan yapmak gayesiyle hızlanacaktır.
Niksar, Malazgirt öncesi yapılan akınlarda Alp Arslan'ın komutanlarından Afşin Bey tarafından fethedildi. Selçuklular üzerine sefere çıkan İmparator Romanos Diogenes Kayseri yakınlarında iken Selçuklu kuvvetlerinin Niksar'ı aldığını öğrenince Sivas'a geldi ve ilerleyerek Divriği yakınlarında Türk ordusunun geri çekilmeye mecbur etti, fakat bozamadı.
(1068)
genelgrnm7.jpg
Tarihin en büyük dönüm noktalarından biri olan Malazgirt savaşı sonunda Bizans'ın savunmasının yıkılması, Romanos Diogenes'in tahtını kaybedip Selçuklu-Bizans antlaşmasının bozulması, Alp Arslan'ın meşhur kumandanlarından Eksükoğlu Artuk Bey'i Anadolu'yu fethetmesi için göndermesine sebep olacaktır. Artuk Bey'de Kızılırmak ve Yeşilırmak havzalarında önemli fetihler yapacak Sakarya boylarına kadar ilerleyecek bu arada Niksar'ı da fethedecektir
.genelgrnm8.jpg
Artuk Bey Kavurd isyanı dolayısıyla Melikşah tarafından merkeze çağrılınca(1073) Anadoludaki istikrarsızlıktan yararlanmak isteyen Norman reisi Russel Amasya ve Niksar taraflarına hakim oldu. Bu sırada 100,000 kişilik bir orduyla Anadoluya gelen Selçuklu komutanlarından Tutak'ında yardımıyla Russel tehlikesi ortadan kaldırılacakdı.
Malazgirt zaferinden sonra Artuk Bey'le başlayıp Tutak'la devam eden fetihler Danişment Gazi, Karatekin, Mengücek Gazi, Emir Saltuk, Çaka Bey, Kutalmışoğlu Süleyman Şah ve kardeşi Mansur'un fetihleriyle hız kazanacak ve Anadolu bir Türk vatanı haline gelecektir.
leylekliylanlkpr.jpg
DANİŞMENTLİLER DÖNEMİ
Niksar'ın fethi konusunda kaynakların yetersizliğinden dolayı tarihçiler arasında bir ittifak yoktur. Mükrimin Halil Yınanç Niksar'ı ilk fethedenin Artuk Bey, Osman Turan Danişment Gazi(1092-1097 arası) Evliya Çelebi ise Melik Gazi (Danişmend Gazi) tarafından H.476(M.1083-1084) yılında fethedildiğini yazar.
“Danişmend” lakabıyla şöhret kazanan Gümüştekin Ahmet Gazi, Sivas'a geldiği zaman şehir harap bir halde idi. Rum ve Ermeni düşmanlığı fetihleri kolaylaştırmış ve Gümüştekin Ahmet Gazi bir mukavemetle karşılaşmadan Sivas'a yerleşmişti. Esasen Bizans'ın savunması (1071-1080) arası tamamiyle kırılmış ve Orta 
genelgrnm9.jpg
Anadolu'da hiç bir tesiri kalmamıştı. Gümüştekin Ahmet Gazi Sivas'tan sonra ilk fetihlerini Yeşilırmak havzasında yaparak “Danişmend'li” adı ile anılacak bölgelerde devletini kurmuştur.
Niksar muhasarası ve fethi Danişmendliler tarihinde ve Danişmendname'de çok büyük bir önem arzettiği halde bu hususta kaynaklarda hiç bir kayıt yoktur. Danişmendname'ye göre Niksar(Neokaisaraea)kuşatma ve fethi çok çetin ve uzun sürmüştür. Bir defasında mağlup olup Trabzon'a kaçan Gabras'tan sonra Taronite (destanda Matronit) 80.000 kişilik Rum ve Ermeni askeri ile Niksar'a kadar gelmiş; çok kan dökülmüş; fakat nihayet Gümüştekin Ahmet Gazi zafer kazanmış ve Niksar'ı fethetmiştir. Burasının Melikşah'ın ölümünden (1092) sonra ve 1.Haçlı seferinden (1097) önce fethedilmiş olduğu muhakkaktır. Zira Kılıç Arslan'ın Haçlılara karşı mücadeleye girişirken Niksar'da bulunan Gümüştekin'e mektup yazması, 1001'de Haçlı esirlerinin de Niksar'a sevki bunu meydana koymaktadır.
Böylece Niksar fetih olununca Danişmend Gazi orasını sahil Rumları'na karşı mücadelede kendisine hem bir üst ve hem de bu devletin başkenti yapmıştır. Nitekim Süleyman Şah, İznik'i ve Osmanlılar da Bursa ve Edirne'yi başkent yaparken, aynı stratejik sebeplerle sınırlara yakın olmayı tercih etmişlerdir. Niksar'ın Daniş-mendname de büyük bir önem kazanması ve Melik Danişmend'in türbesinin burada bulunmasının sebebide budur.
Haçlı seferlerinin başlaması üzerine, 1.Kılıç Arslan ile birlikte Anadolu'yu savunan Danişmend Gazi, bir yandan Haçlılar ve Rumlarla mücadeleye devam ediyor Öte yandan da hakimiyet sahasını genişletmek için Malatya'yı ele geçirmek istiyordu. 1098'den itibaren üç yıl süren kuşatmadan sonra Danişmend Gazi'ye karşı koyamayacağını anlayan Malatya hakimi Gabriel, Haçlı reislerinde Antakya prinkepsi Bohemund'a haber göndererek, kendisini Türklerin elinden kurtardığı takdirde Malatya'yı ona teslim edeceğini bildirdi.
Bohemund, bu çağrıyı sevinçle kabul ederek Malatya'ya doğru yola çıktı. Fakat Bohemund'un gelişinden haberdar olan Gümüştekin daha Malatya'ya ulaşmadan onu Aksu vadisinde baskına uğrattı. Kısa ama şiddetli bir çarpışma sonunda Haçlılar tümüyle yok edildiği gibi reisleri Antakya prensi Bohemund ve kuzeni Salerno Kontu Richard esir alınarak Niksar'a götürüldü ve hapsedildi(1100) Bu arada Bohemud'un esir edilip Niksar'da hapsedildiğinin duyulması, bütün İslam dünyasında sevinç yarattı ve Gümüştekin'e büyük şöhret kazandırdı.
Frankların(Haçlılar) Malatya civarında mağlubiyetleri ve meşhur Haçlı reislerinin Niksar'da esir bulunmaları Avrupa'da büyük bir heyecan uyandırdı ve yeni bir Haçlı kafilesinin yola çıkmasına sebep oldu.
Haçlı tehlikesi üzerine Danişmend Gazi ve Kılıç Arslan güçlerini birleştirdiler. 1101 yılı Haçlı Seferlerinin ilk ordusunu oluşturan Lombart, Fransız ve Almanlar, Niksar'a gitmek üzere Ankara ve Çankırı'dan ilerleyip Merzifon yakınına kadar geldiler. İstilacılar yalnız Niksar'ı alıp esirleri kurtarmayı değil Bağdat'ı da nasıl yıkacaklarını münakaşa ediyorlardı. Ancak burada 5 Ağustos günü yapılan savaşta Haçlı Ordusu imha edildi. Bu ordudan sonra ikincisi ve hemen ardından üçüncüsü Anadolu'ya geçti. Kılıç Arslan ve Gümüştekin Danişmend Gazi bunlara karşı da birlikte savaşarak 1101 yılının üç Haçlı ordusunu Anadolu'da yok ettiler. Sultan Kılıç Arslan ile Danişmendli Gümüştekin ve birçok Türk Beyi, milli birlik ve beraberlik şuuru içinde kendilerinden sayıca çok üstün üç Haçlı ordusuna karşı arka arkaya kazandıkları 1101 yılındaki bu zaferlerle Türklerin Anadolu'dan sökülüp atılamayacağını ve bu toprakların artık bir Türk yurdu olduğu gerçeğini ispatlamış oldular.
1101 yılındaki bu başarıdan sonra, Danişmend Gazi'nin, Kılıç Arslan'ın da almak istediği Malatya'yı fethetmesi (1101) ve 1103 Mayıs'ında da Kılıç Arslan'ın fikrini sormadan Niksar'da hapis bulunan Bohemund'u fidye karşılığı serbest bırakması iki hükümdarın arasının açılmasına sebep oldu. Kılıç Arslan, Danişmendliler'e karşı harekete geçerek Danişmend Gazi'yi Maraş civarında mağlubiyete uğrattı (1103)
Kılıç Arslan'a karşı bozguna uğradıktan sonra Danişmend Gazi'nin nüfuz ve kudreti sarsıldı. Danişmendname'ye göre Danişmend'in son mücadelesinde Rumlar'a karşıdır; bunlardan birini kaybeder ve sonuncusunu kazanır ama kendisi de aldığı bir ok yarasından şehid olur ve Niksar'a defnedilir(1105)
Danişmendli Devletinin kurucusu olan Gümüştekin Ahmed Gazi'den sonra yerine geçen oğlu Emir Gazi (Melik Gazi), damadı Sultan Mesud'a bıraktığı Konya havalisi hariç Malatya'dan Sakarya boylarına kadar bütün Selçuklu beldelerini Danişmendli Devleti'ne bağladı. Bizanslılar'a, Haçlılar'a ve Ermeniler'e karşı kazandığı zaferlerden sonra Anadolu hükümdarları arasında en yüksek mevkiyi aldı. Bu dönemde devletin başkenti Niksar'dan Malatya'ya taşınmıştır. (1127?)
Melik Gazi 1134'te ölünce yerine geçen oğlu Melik Muhammed (Mehmed) ile Sultan Mesud'un ittifak yaparak Bizans aleyhine genişlemeleri üzerine, İmparator İoannes (Yuannes) Anadolu Türklerini tamamıyla ezmek için büyük bir ordu ile bizzat Danişmendlilerin eski payıtahtı Niksar üzerine hareket etti. (1139) Oradan gidip Trabzon Dukası Theodore Gabras'ı da bertaraf etmek kararında idi. Sıkıntılı bir yolculuktan sonra müstahkem bir şehir olan Niksar'ı kuşattı. Türkler ile Rumlar arasında uzun ve şiddetli savaşlar oldu. İmparator, kuşatmadan bir sonuç elde edemeden, Karadeniz yoluyla sessizce İstanbul'a döndü (1141) 18 Büyük bir iddia ile başlayan bu büyük ordunun başarısızlığı Türklerin yeni fetihler yapmalarına imkan vermiştir.
Melik Mehmed'in 1143'te ölümüyle Danişmendliler üç kola ayrıldılar. Melik Mehmed'in oğlu Zünnün Kayseri'ye, kardeşleri Aynüddevle Malatya'ya ve Yağıbasan Sivas'a hakim oldular. Danişmendlilerin üçe ayrılması Anadolu'da üstünlüğün yeniden Selçuklulara geçmesini sağladı.
Danişmedlilerin bu taht kavgaları sırasında Sungur Bey, Amasya ve Niksar'a bir süre hakim olmuş ise de Nizameddin Yağıbasan (1143-1164) daha sonra amcasının oğlu Sungur Bey'i bertaraf ederek buraları kendisine bağlamıştır. Danişmendli hükümdarları arasında nüfuzlu ve mühim bir sima olan Nizameddin Yağıbasan Sivas ve Niksar'da bir takım imar faaliyetlerinde bulunmuş, camii, medrese, türbe, imarathane ve hanlar yaptırmıştır. Ulu Cami, Danişmed Gazi Türbesi ve Anadoludaki ilk medreselerden olan Yağıbasan Medresesi Niksar'daki bu ihtişamlı dönemin günümüze kalan örnekleridir.
Nizameddin Yağıbasan'ın ölümü (1164)üzerine, yerine yeğeni İbrahimin oğlu İsmail Sivas'ta devletin başına geçti. Ancak Yağıbasan'ın oğlu Cemaleddin (Cemal) Gazi, İsmail'in hakimiyetini tanımayarak Tokat Amasya ve Niksar'da iki sene hüküm sürdü (1164-1166) Cemal Gazi'den sonra Niksar'a hakim olan İsmail ise 1172 'de Sivas'taki şiddetli kıtlıkta perişan olan halk tarafından öldürülmüş ve ambarları yağmalanmıştı.
İsmail'in ölümü üzerine Şam'da bulunan Zünnûn Sivas halkının isteği ve Musul Atabeyi Nureddin Mahmud'un desteği ile Sivas'a gelip Danişmendli tahtına çıktı (1172) Böylece Niksar Zünnûn'ün hakimiyetine girdi. Ancak Anadolu birliğini sağlamak emelinde olan Kılıç Arslan'ın Sivas'a yürümesi üzerine Zünnûn, Niksar'a çekilmiş, Musul atabeyi, Nureddin'in yardımıyla tekrar Sivas tahtına oturmuştur. (1172-1175) Zünnûn Danişmendlilerin son hükümdarıdır.
Danişmendli hükümdarlarından beşi Niksar'da metfundurlar. Bunlar Danişmend Gazi, Sungur, Nizameddin Yağıbasan, Cemaleddin Gazi, Şemseddin İsmail bin İbrahimdir.
Anadolu'da kurulan devletlerin en büyüklerinden biri olan Danişmendliler, Anadolunun Türkleşmesi ve İslamlaşması için büyük gayret sarfetmişler, devletlerinin ilk kurulduğu bölge olan Sivas, Niksar, Tokat, Amasya ve Çorum yörelerinde yoğun bir kültürel faaliyet içinde bulunmuş, bu faaliyetlerin bir sonucu olarak bu yörelerin çok erken sayılacak tarihlerde Türkleşme ve İslâmlaşmasını gerçekleştirmişlerdir.


MOĞOL BASKISI VE İLHANLI DÖNEMİ
Selçuklular'ın Memluk Sultanı Baybars'ı Anadolu'ya davet etmeleri buna mukabil Abaga Han'ın giriştiği intikam hareketi ve Pervane'nin idam edilmesi (1277) büyük buhranlara sebep olmuş, devlet nizami ve asayişin bozulması, Moğollar'ın baskı soygun ve zulümleri gittikçe artan bir felaket halini almıştı. Bu buhranlar arasında bir takım tabiî afetler de başgöstererek Niksar sellere harap oldu.
İlhanlılar, bir süre sonra Anadolu'yu doğrudan kendilerine bağlayarak genel valilerle yönetmeye başladılar. 1305'de Anadolu'ya genel vali olarak gönderilen İrencin Noyan'da baskı, soygun ve zulümlere devam etti. İrencin, 1307-1308 kışını geçirdiği Niksar'da da tahribatlarda bulundu ve halkı ağır vergilerle ezdiği için emlak sahipleri evlerini terkettiler. 34(1-638)
İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır Han zamanında vali olarak görderilen Timurtaş, Anadolu'da nizam ve asayişi kurup, kuvvetli bir idare meydana getirdi. Bu dönemde Niksar'ın ekonomik önemini anlamak için Anadolu'daki bazı şehirlerin İlhanlı devletine ödedikleri vergileri karşılaştırmak faydalı olacaktır. Hamdullah Kazvini, İlhanlıların 1336 yılı bütçesinde Türkiye şehirlerine ait vergileri verirken; Sivas ve Konya toplam 1.384.886 dinar, Erzincan 332.000, Erzurum 222.000, Niksar 187.000, Kayseri 140.000, Ankara 72.000, Aksaray 51.000 dinar gösterir. Buradan da anlaşılacağı üzere Niksar Anadolu'nun büyük ve zengin şehirlerinden olduğu gibi mühim bir mevkii işgal ettiğini de görmekteyiz.


BEYLİKLER DÖNEMİ
(Eretna, Taceddinoğulları, Kadı Burhaneddin)
1335'te Ebu Said Bahadır Han ölünce İlhanlı Devletinde saltanat mücadeleri başlayacak, bir Uygur Türk'ü olan Eretna Bey vali olarak geldiği Anadolu'da bu karışıklıktan faydalanarak Eretna Devletini kuracaktır(1341) Niksar, bu dönemde Eretna Devletinin sınırları içinde yerini alacaktır.
Eretna Devleti zamanında Niksar'ın yönetimi Doğancık Bey'de idi. Doğancık Bey'in Eretna'nın Şeyh Hasan ile mücadelesinde Şeyh Hasan tarafını tutması, ayrıca Amasya'yı ele geçirmesi Eretna ile arasının açılmasına sebep olmuştu. Nitekim Eretna Bey kuvvetlerini Amasya üzerine göndermiş, Amasya'dan Niksar'a çekilen Doğancık Bey ise bu olaydan bir kaç yıl sonra (1345 veya 1347) vefat etmiştir.
Doğancık Bey'in ölümü üzerine yerine, Tacettinoğulları Beyliğinin asıl kurucusu olan oğlu Tacettin Bey geçti. Bu sırada Eretna Devleti'nin başında bulunan Alaattin Ali Bey'in, devletin aleyhine içte ve dışta gelişen olaylara seyirci kalması, kendisine zevk ve eğlence alemlerine vermesi, emirleri büsbütün kendisinden uzaklaştırmış, diğer bölgelerdeki emirler gibi Niksar bölgesindede Tacettin Bey bagımsız hareket etmeye başlamıştı.
Tacettin Bey'in, Amasya emiri Hacı Şad geldi ile birlikte olup, Eretna Devleti aleyhine faaliyetlere girişmesi üzerine Alaattin Ali Bey ve veziri Burhanettin, 1379 yılı baharında Niksar üzerine hareket ettiler. Ancak bu sefer Alaattin Ali Bey'in beceriksizliği yüzünden tam bir bozgunla sonuçlanmış, bu sefer sırasında Eretna ordusunda bulunan Samagar oğluna ait Moğol askerleri Niksar'ı yağmalamışlardı.
Kadı Burhanettin'in muhalifi olan gruplar, Tacettin Bey ile birleşerek ona karşı harekete geçtiler. Bu olay üzerine Kadı Burhaneddin ordusu ile Niksar üzerine yürüdü. Burada Tacettin Oğulları ordusunu dağıttı ve askerleri zengin ovayı talan ettiler. Tacettin Bey Kadı Burhaneddin ile başa çıkamayacağını anla-yınca Kadı Burhaneddin ile sulh yapmak zorunda kaldı.(1386)
Tacettin Bey aynı yıl ordu civarında hüküm süren Hacı Emir Beyliği üzerine yürümüş, fakat Süleyman Bey tarafından dar bir geçitte sıkıştırılarak bozguna uğratılmış ve öldürülmüştür. Yerine oğulları Mahmut Çelebi ve Alp Arslan ismindeki iki oğlu geçmiştir.
Kadı Burhaneddin, Tacettin Bey'in ölüm haberi üzerine derhal ordusuyla harekete geçerek Niksar önünde karargahını kurmuş, burada Niksar ileri gelenleri Kadı Burhaneddin'i karşılayarak şehrin anahtarlarını kendisine teslim etmişlerdir. Bu durumdan fevkalede memnun olan Kadı Burhaneddin şehri yağmalattırmamış ve Melik Danişmend Gazi Türbesini ziyaret edip, Mevlana Celaleddin Rumi için yapmış olduğu adağı da yerine getirdikten sonra şehre girmiştir.(1387 )
Kadı Burhaneddin, kendisine bağlı kalmak şartıyla Niksar ve ona bağlı yerleri Taceddin Beyin oğlu Mahmut Çelebiye bırakmıştır. Bir süre sonra Mahmut Çelebi ile kardeşi Alp Arslan'ın arası açılmış, Kadı Burhaneddin'den yardım alan Alp Arslan, Niksar ve çevresinin bir kısmını ele geçirmişti. Bununla birlikte Alp Arslan, Burhaneddi'nin düşmanı olan Eretna'nın akrabası Ferudun'la ilişkisi sebebiyle Burhaneddin tarafından öldürüldü(1394) Yakalanarak Niksar kalesine hapsedilen Ferudun da kısa bir mahkemeden sonra öldürüldü.
Bu olay sonrasında Kadı Burhaneddin Canik vilayetinden gelecek taaruzlara karşı kuzey sınırını korumak üzere Niksar suyu üzerine iki burc inşa ettirdi. Kadı Burhaneddin, kış boyunca kısmen Yıldırım Beyezit'e tabi olan Canik bölgesinde giriştiği askeri harekatın yorgunluğunu Niksar'da kırkgün kadar av partileri, şarap ve saz meclisleri tertip ederek gidermeye çalıştı (1394 baharı)43
Fakat bu hal uzun sürmedi. Daha öncede Kadı Burhaneddin'in hizmetine giren Akkoyunlu Kara Yülük Osman Bey ile Kadı Burhaneddi'nin arası açıldı. Kara Yülük Osman Bey baskınla Kadı Burhaneddi'ni öldürdü(1398)
Kadı Burhaneddin'i ortadan kaldıran Kara Yülük Osman Sivas'ı kuşattı. Ancak şehir direnerek teslim olmadı ve Osmanlı padişahı Yıldırım Bayezid'den yardım istedi. Bunun üzerine 1. Bayezıtoğlu Süleyman Çelebi'yi mühim bir kuvvetle Sivas'a gönderdi. Sivas, Tokat, Niksar ve Kayseri böylece kendi istekleriyle Osmanlı hakimiyetine girdi. 1. Beyezıtoğlu Süleyman Çelebi'yi yeni bağlanan bu ülkeye vali tayin etti. (1398)


OSMANLILAR ZAMANINDA NİKSAR
Yıldırım Beyazıt Hanın Karaman Beyliğini ülke topraklarına katmasından sonra sıra Sivas'taki Kadı Burhanettin'e gelmişti. Memlüklar'a tabi olan Kadı Burhanettin'in Osmanlılara karşı mukavemet etmesi o dönemde oldukça zordu.
1398 yılının baharında Yıldırım Beyazıt ordusuyla Canik'e gelerek Müslüman Samsun şehrine girdi Kubadoğlu Cüneyd Bey, Osmanlılara tabi olmak şartıyla Ladik'te bulunmaktaydı. Samsun sancak merkezi yapıldı. Bafrada bulunan Tavşanoğulları ile Çarşamba'dan, Tirebolu'ya kadarKaradeniz sahillerini Kelkit'e kadar ellerinde tutan ve Niksar'da oturan Taceddinoğulları da aynı yıl Osmanlı hakimiyetine girdiler. Aynı yılın temmuzunda Kadı Burhaneddi'nin Akkoyunlu Kevayülük Osman bey tarafından öldürülmesinden sonra 1399 başlarında Sivas'ta Osmanlı birliğine katılmıştır. Bu tarihten sonra Sivas, Osmanlı devletinin en önemli şehirlerinden biri, Rum Eyaleti denilen Beylerbeyliğin merkezi olacaktır. Tokat'ında bu birliğe dahil edilmesinden sonra Amasya sancak beyi olan Şehzade Mehmet Çelebiye Sivas'ta verilerek Ertana tahtına oturacaktır.
1402 Ankara Savaşında Yıldırım, Timur'a yenilmesi ile bozulan Anadolu birliği, Sivas-Tokat yöresinde de etkisini sürdürmüş, Timur orduları bu iki şehre ağır tahribatlar vermiştir. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde "Timur'un kalabalık bir orduyla Tokat'a gelip, ele geçiremeden eli boş döndüğünü" anlatır. Timur'un Anadolu'yu terketmesinden sonra başlayan Fetret Devri 1413'te Yıldırım'ın Amasya ve Tokat yöresinde yeniden derlenip toparlanma mücadelesi veren Şehzade Mehmet Çelebi'nin tekrar birliği tesis etmesiyle sona erer.
Fetret Devrinde ve bu devrenin sonunda Mehmet Çelebinin elinde mevcut Osmanlı toprakları, Yıldırım zamanından çok küçüktü. Bu devrin sonunda Anadolu'da, İç Anadolu, Batı Anadolu topraklarının bir bölümü ile Sivas, Tokat, Amasya'da Osmanlı toprakları içerisinde yer alıyordu. Fetret Devrinde Tokat ve yöresinde İsfendiyaroğlu, Kara devletşah, Mezit Bey, Kubadoğlu, İnaloğlu, Gözleroğlu, Köpekoğulları isyanları başgöstermiş bunların pek çoğu Çelebi Mehmet tarafından bastırılmış, sukünet sağlanmıştır.
Niksar'da tarihi açıdan en önemli olaylardan biri Fatih Sultan Mehmet'in, İstanbul'un fethinden sonra Karadeniz'de varlığını sürdüren, Türk varlığı için bir tehdit sayılan Trabzon Rum İmparatorluğuna son vermek için Niksar'da 1461'de bir müddet kalıp seferine devam etmesidir. Ramazan ayını burada geçiren padişah, bayram namazını da Ulu Cami de kılmıştır.
Hayrullah Efendi Tarihinde ise bu olay şu şekilde anlatılmaktadır.
"Fatih Sultan Mehmet, Sinop'un zaptını ikmal ettikten sonra Trabzon'a gitmek istedi. Yolların güçlüğü dolayısıyla 300 baltacı, 300 kazmacı, 300 kürekçi, 300 köfeci, 300 taşçı ve kaldırımcı neferler tertip ettirdi. Bunlar ormanları kestiler, taşları kırdılar yol açtılar.
Bu açılan yollardan Yeşilırmak ve Koylu suyu geçilerek Niksar'a varıldı. Kelkit vadisi takip edilerek Koyluhisar ve Karahisar zaptedildi. Gümüşhane dağlarından aynı usülle geçildikten sonra Trabzon kuşatıldı. "
Diğeri ise İran'daki Safeviler mücadelenin devamı sırasında Şah İsmail'in hareketlerine dur demek için çıktığı seferde Niksar'a uğramasıdır. Yavuz, İran üzerine sefere çıkarak Türkiye'nin geleceğini karartmak isteyen Safevi meselesine son vermek istemiştir. Ancak kardeşleri arsında çıkan kavgalar Şah İsmail'in işine yaramış, bölgeye gönderdiği Rümyeli Nur Halife vasıtasıyla kendi adına hutbe okutturmuştur. İşte bunun üzerine Yavuz önce Alaaddin'in Bursa'ya, oradan Ankara'ya daha sonra Niksar'a uğramış, ani bir baskınla Amasya'ya gitmiştir(1512)
Bu olay Hoca Sadettin Efendinin Tacüt-Tevarih adlı eserinde şu şekilde anlatılmaktadır.
"Nur Ali Halife adlı bir sapık, yirmi bin kadar taraftarla Niksar'dan başlayıp yağma ve talan ederek Amasya'ya yöneldi. Bunun üzerine Sultan Selim'in ağabeyi Sultan Ahmet veziri olan Yularkıstı Sinan Paşayı kalabalık bir kuvvetle bölgeye gönderdi. Sapık kendini zor kurtararak Tokat'a kaçtı. Yine aynı eserde Yavuz Selim'in Çaldıran seferi dönüşü şu şekilde anlatılmaktadır.
"Şah İsmail'le Çaldıran'da yaptığı harpte galip gelen Yavuz, Kelkit vadisini takip ederek döndü. Ramazan bayramı namazını Niksar'da kıldı. Niksar'da iki gün istirahatten sonra Hayati ve Sonusa yolu ile Amasya'ya vardı."
Büyük Türk cihangiri Kanuni Sultan Süleyman'da, Sivas-Erzincan üzerinden çıktığı doğu seferi dönüşü Sivas'tan Amasya'ya geçerken 1544'te Tokat'a uğramış ordusunun bir kısmını Niksar'da kışlatmıştır.
30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Ateşkes antlaşmasından sonra Anadolu'nun pek çok bölgesi işgal edilerek murdar düşman çizmeleriyle çiğnenirken Tokat sancağı ile birlikte ona bağlı 4 kazası bunun dışında kalmıştır. Ancak buralarda da maalesef Rum ve Ermenilerin bu fırsattan istifade ederek yaptıkları katliamlar, tecavüzler, yöre halkına yaşattığı tehditkarlıklar onları pek aratmamıştır. Bunların yanısıra bölgede zuhur eden Yenihan, Zile, Yozgat isyanları, Artova ve Sulusaray'a sıçratılan asilerin şekavetlikleri Kuva-i Milliyeye destek olmak isteyen halkımızın manevi gücünü zaman zaman zayıflatmıştır.
İstiklal Savaşı cephelerine gönderilmek istenen askerlerimizin bir kısmı maalesef bunlarla uğraşmak zorunda kalmıştır.
Niksar bağlı bulunduğu Tokat sancağı ile birlikte işgale uğramamıştır ama 1.Dünya harbinda, İstiklal Savaşında üstüne düşeni yapmıştır.
Niksarlı memleketinin geleceği için evladını, Çanakkale'de, Azerbaycan-Bakü de, Balkanlar'da İstiklal Savaşının değişik cephelerinde, Rum. Ermeni müsademelerinde şehit vermiştir. Memleketin işgaline karşı da 20 Haziran 1919 'daki gibi haykırmasını bilmiştir. Cephelere gönderilmek üzere yardımlar toplanmış büyük bir titizlikle yerlerine ulaştırılmıştır.
1900'lü yılların resmi nüfus kayıtları incelendiğinde görülecektir ki, Rum ve Ermeni nüfusuyla Türk nüfusun oranları ilginç bir tablo ortaya koymaktadır. Türk ailesi fertlerini askere gönderip cephelerde kaybederken, kimi ocaklar sönerken bunun tersine diğer azınlıkların nüfusu artmış Bu artış nüfus dengelerini bozmuş onların ortaya çıkardığı olaylarda da etken bir unsur olmuştur. 1915 Rum-Ermen tehcirine rağmen Niksar'daki Rum-Ermeni sayısının Türk-Müslümanların üçte birine yakın olduğu belgelenmiştir. Keza Rum çetelerinin sayısı fazla oluşu da bunu doğrular niteliktedir.
O zamanki hükümetler vahametini anlamışlar yukarda da zikrettiğimiz gibi otuza yakın köye değişik yörelerden Türk getirerek aleyhimize görünen bu durumu düzeltmeye çalışmışlardır. Yine o yıllarda bu azınlıkların dünya kamuoyuna propaganda ettikleri bu çalışma malum nüfusla ilgilidir. Kurdukları komisyonlarda çeşitli şehirlerdeki Rumların ya da Ermenilerin Türk nüfusundan fazla olduklarını tespite ve savunmaya gayret sarf etmişlerdir.
Sivas vilayeti Tokat sancağına bağlı bir kaza olarak konumunu muhafaza eden Niksar, 1896 yıllarında Ermeni olaylarına tanık olur. Asırlardır beraber yaşadıkları komşularıyla topraklarımızda gözü olan emperyalistlerin kışkırtmalarıyla düşman olur.
1907 yılında Niksar, Tokat sancağına bağlı 3.sınıf 4 nahiyesi 95 köyü olan bir kazadır. Halk dilinde 93 harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı Rus savaşları sırasında çok sayıda yerli ve dışarıdan gelen muhacirler devlet tarafından Niksar'a yerleştirilmişlerdir. Ruslar'ın zulmünden kaçan Batum, Artvin dolaylarında Gürcüler Sorhun, Muhtardüzü Mercimekdüzü, Örenler, Musapınarı, Fatlı, Dalkaya, Akıncı, Ustahasan, Gidiver, Pöhrenkli köylerine; Kafkasya'dan gelen Çerkezler Camidere'ye; Kosovadan 1.Dünya savaşı yıllarında göç etmek zorunda bırakılanlar, Kapıağzı köylerine yerleştirmişlerdir. Cumhuriyetin ilanından sonra yapılan mübadelede özellikle Selanik'ten gelen Muhacirler Rumların boşalttıkları Sulugöl, Boyluca, Aydoğmuş, Karabayır, Hanyeri, Ardıçlı, Leğen, Eryaba, Fel köylerine yerleştirilmiştir.
Sivas Vilayeti Salnamesinin 1883 kayıtlarına göre 1880 yılında Tokat sancağıyla birlikte Niksar, Erbaa ve Zile kazalarına 20944 erkek göçmen yerleştirildiğini 
Tarihi eserleri 

Taşmektep
Talazan Köprüsü
Çöreğibüyük Camii
Ulu Cami
Yağıbasan Medresesi
Melikgazi Türbesi
Kırgızlar Kümbeti
Akyapı Kümbeti
Kolag Kümbeti
Niksar Kalesi
Cikrikci Baba Türbesi
Erzurumlu Sahir Emrah Türbesi
Leylekli(Yılanlı) Köprü
Hüseyingazi Köyündeki Kaya Mezarı

NİKSAR İLÇE KÖYLERİ VE BELDELERİ
Beldeler: Gökçeli • Günebakan • Gürçeşme • Kuyucak • Özalan • Serenli • Yazıcık • Yolkonak
Köyler:
Akıncı • Akgüney • Alçakbel • Araköy • Ardıçlı • Arıpınar • Arpaören • Ayvaköy • Ayvalı • Bayraktepe • Beyçayırı • Boğazbaşı • Boyluca • Budaklı • Buzköy • Büyükyurt • Bozcaarmut • Bilgili • Calca • Camidere • Cerköy • Çatak • Çayköy • Çengelli • Çiçekli • Çimenözü • Dalkaya • Derindere • Direkli • Edilli • Eryaba • Esence • Eyneağzı • Geritköyü • Geyikgölü • Gözpınar • Gökçeoluk • Güzelyayla • Güdüklü • Günlüce • Gülbayır • Güvenli • Hacılı • Hanyeri • Hasyer • Haydarbey • Hüseyingazi • Işıklı • Kapıağzı • Karabodur • Karakaş • Kaşıkçı • Korulu • Kumçiftlik • Kümbetli • Kiracı • Kızıldere • Köklüce • Mahmudiye • Mercimekdüzü • Mezraa • Muhtardüzü • Musapınarı • Mutluca • Oluklu • Ormancık • Osmaniye • Örenler • Özdemir • Pelitlik • Sarıyazı • Sorhun • Tahtalı • Tamlar • Sulugöl • Şahinli • Şeyhler • Teknealan • Tepeyatak • Terzioğlu • Umurlu • Ustahasan • Yakınca • Yalıköy • Yarbaşı • Yeşilhisar • Yeşilkaya • Yeşilköy • Yeşilyurt
Tokat İlçeleri: Merkez ilçe • Almus • Artova • Başçiftlik • Erbaa • Niksar • Pazar • Reşadiye • Sulusaray • Turhal • Yeşilyurt • Zile